20090310

CUNDA

Beni en mutlu eden yerlerden biri. En son birkaç ay önce gitmiştim. Bir plan yapmamıştık. Nerede kalacağımız, nerede yiyeceğimiz her şey muammaydı. Daha önce çok gitmiştim ama hiç yatıya kalmamıştım. Bu da ayrı bir güzellikti benim için.

Henüz sezon açılmamasına rağmen genellikle pansiyonlar doluydu. Çoğunlukla İstanbul ve İzmir’den –bizim gibi- hafta sonu için gelenler vardı. Sabah ilk iş kalacak bir yer bulduk kendimize; “Taş Konak Albayrak Otel”. Çalışanlar arasında yabancı yok, herkes aileden. Her biri güler yüzlü ve yardımsever. Otel deseniz hem temiz, hem de konforlu; hem manzarası, hem de yeri güzel. Adanın merkezine de beş dakikalık mesafede.

Eşyaları yerleştir, dinlen, adayı turla, fotoğraf çek, pazarı gez, Taş Kahve’de ada çayı iç derken zaman geçiyor zaten. Kaç tane sakızlı dondurma yedim hiç bilmiyorum, üstelik sonrasında birazcık bile boğazım ağrımadı. Bir de viskili dondurma vardı ama çok leşti. Sanki dondurmaya kolonya katmışlar, o kadar kötü. Çok çeşit var diye –benim gibi- hepsini de denemek gerekmiyor tabii.

fotoğraf: Seda GENÇ

Akşam oldu, bu sefer de nerede yemek yesek derdi çıktı. E, Cunda’ya gelip o mis gibi havada bir rakı-balık yapmazsak ayıp olurdu. Sahildeki yerler genellikle manzaraya para aldığı için ve ben ara sokaklarda kalmış yerleri daha çok sevdiğim için yönümüzü Ada’nın içine doğru değiştirdik. Küçük, sıcak bir yer bulduk; “Cunda Balık Evi”. Her şey nefisti. Masa örtülerinde adanın haritası vardı, duvarlar fotoğraflarla kaplı, çalışanları deseniz çok ilgiliydi, mutfağına hiç laf yok zaten. Çipurasından, güveçte karidesine, Girit mezelerinden, sıcak otlarına kadar hepsi lezizdi. Yanında da bir “büyük” olunca değmeyin keyfime ! Müzik konusunda biraz sıkıntı olsa da çok güzel bir geceydi. Hem mezelerden hem de balıktan yemek oldukça güç olacaktır ama ne ısmarlayacağınıza karar veremezseniz işi uzmanına bırakın.

Yaşasın yemek yemek diyor ve sözlerime burada son veriyorum. Ağzınızın tadı eksilmesin a dostlar !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder